c2a blog

One Stop Shop Blog

Arama Motoru Optimizasyonu Alanında Yeni Bir Soluk Geliyor

Ağustos10

C2A olarak iddia ediyoruz.

Pek yakında SEO (Search Engine Optimization / Arama Motoru Optimizasyonu) konusunda yepyeni bir yaklaşım getireceğiz.

Memleketimizden böylesi bir ajans çıkması hepimiz için gurur vesilesi olacak.

Bizden bahsederken Uranüs’te bile koltuklarınız kabaracak.

yazan C2A | kategori Teknoloji | 2 Yorum »

Leylek

Ağustos6
Merhaba! Ben adım Özgür. Ben 6 yaşımdan beri Internet Explorer kullanıyordum. (1860 Münih doğumluyum) Ta ki fark ettim. Onu nasıl da değiştirmek istiyordum. Çünkü zaman geçiyordu. Resmen yaşlanıyorduk. Hep bu yüzden düşündüm. Öyle daha doğru olacağı, yeniliklere açık olmam gerekiyor diye düşündüm. Babam buna kızmadı ve onun onayıyla yeni browserlara incelemelerde bulundum. Şimdi birazdan o incelemelerim hakkında görüşlerimi yazacağım. Bu sizlerin de hayatını değiştirebilir! Lütfen teklifimi gözden geçirin. Browser alemi tam bir derya. (Browser’a tarayıcı da diyebiliriz. En çok internete girmeye yarıyor.)
  • Browserımı değiştirmeye ilk iş olarak başladım. Bunun için Internet Explorer’a girip orada değerli arkadaşlarımın yıllardır süregelen baskıları sonucu adını ezberlediğim Firefox’u indirdim. Iy. Amma da hızlı değilmiş. Bunu şimdi şimdi anlıyorum. Eğer hızlı olsaydı ben çift tıkladığım anda boş bir sayfa açardı. Oysa o tam 4 dakika açılana kadar zaman geçirdi. Bu yüzden açılır açılmaz hiçbir siteye girmeden browserı kapadım. Firefox tavsiye etmiyorum. O tam bir yavaş. Ayrıca logosu dünyayı ısıran bir tilki resmi yapmışlar. Bu beni ürküttü. En çok kötü anılarımı hatırlattı. Ehliyetimi aldığım gün Kilyos orman yolunda bir tilkiyi ezmiş ve tam 4 saat karakolda ifade vermek zorunda kalmıştım. Neyse ki ezdiğim tilkinin o sırada ormanda prodüksiyon yapan bir reklam şirketinin kullandığı cansız kukla olduğu aile avukatımız Philip tarafından ispatlanmıştı da akşamki halı saha maçıma yetişebilmiştim. Merak edenler için maç 4-2 ev sahibi takım lehine sonuçlanmıştı ve ben tam 3 kırmızı kart göstermiştim. Halı saha hakemliği oldukça tuhaf ve heyecanlı bir deneyim. İmkanı olan herkese tavsiye ediyorum. Kırk yaşına gelmeden mutlaka bir halı saha maçında düdük çalın.
  • Konumuza dönecek olursam, dünyada annemle babamdan sonra ikinci olarak en çok Google’ı severim. (Teyzemler filan hariç, onları da severim. Teyzemin oğlunu da severim. Bana atari açtı. Bizim öğretmen de hariç. Tanıdıklarım hariç yani. Nevin’den korkuyorum o yüzden hariç değil. Şaka denedim, hariç. Bence güzel bir şaka oldu. Umarım beğenmişsinizdir. Beğendiğiniz için teşekkür ederim.) Bu yüzden hemen Chrome indirdim. İndirmem ile kurmam bir oldu, nitekim Chrome yanlış hatırlamıyorsam farklı bir şekilde yükleniyor. Oldukça hızlı da. Ona acaip derece kanım ısındı. Sanırım yıllardır aradığım true love’ı bulmuştum. İşte gerçek aşk böyle bir şey. İnsan bazen bir kitapçıda, bazen bir manavda, bazen ise internette bulabilir. Gerçi yapılan son araştırmalar internet üzerinden başlayan duygusal ilişkilerin üzücü bir biçimde sonuçlandığı yönünde. Fakat bu bana hiç olmadı. Galiba bir yerden sonrası hakikaten kader kısmet. Olacağı varsa oluyor. Mukadderat. Şurda ne yazıyorsa o.
  • Ha tabii insan hemen emin olamıyor bazen, ne kadar sevse de. Sonuçta alışkanlıklarımdan hızlıca kurtulmayı ben de beklemiyordum. Ancak böylesi de ağır oldu. Internet Explorer ile nice yaşanamamışlıklarımız var, kabul. İyi günde, kötü günde bilmediğim bir yere az hata raporu göndermedim. Karşılıklı az küfürleşmedik. Onu birden bırakamazdım. Gözümden birkaç damla yaş döküldü ve hemen telefona sarıldım. Telefon da bana sarıldı, sağolsun. Bir müddet birbirimize sarılı kalıp arkadaşça ayrıldık. Kulağıma fısıldadığı “Opera” kelimesi ise beynimde yankılanmaya çoktan başlamıştı. Hemen denemeliydim. Korkarım browser delisi olmuştum. Hayatımın geri kalanını büyük ihtimalle dünyanın bütün browserlarını deneyerek geçirecek, daha kesin kararımı bile veremeden son yolculuğuma uğurlanacaktım. Arkamdan tabutuma karanfiller değil, resmen ufak, minicik, sevimli browser eklentileri fırlatılacaktı. Bu beni epey üzecekti.
  • Neyse ki karamsarlığı azaltarak bıraktım, acilen Opera’yı da test ettim. İğrenç ama güzel. Bir kere baya hızlı, delikanlı gibi. İkincisi, tasarımı başarılı. Üçüncüsü ise yok. İşte sorun da burada başlıyor zaten. Browser milleti değil mi hepsi aynı. Sekmeler, Seçenekler, şunlar bunlar. Hayatımı değiştiremeyeceğine kanaat getirip onu da kapattım.
  • Dolayısıyla sıralamam Chrome, Opera, Internet Explorer ve Firefox şeklinde oluştu. Biliyorum, Firefox fanları olan ve hakkında kötü bir şey söyleyince topuklarınıza sıkılan bir browser ama böyleyken böyle. Eğri oturup doğru konuşalım. Belki de beni ondan soğutan geliştiricileri arasındaki o sonsuz elbirliği, o sonsuz özgürlükçü yapısıdır. Site footerlarındaki o sonsuz “Firefox kullanın!” dayatmalarıdır. Başıma bir şey gelmeyecekse kendisini sevmeyi denedim ama beceremedim. Yüce Mozilla beni bağışlasın.
  • Uzun lafın kısası; geleceğin browserının Facebook, Twitter, Friendfeed vb. sosyal paylaşım siteleriyle entegre çalışan ve kurduğum anda farklı yapısı ve işleyişi ile beni afallatmayı başaran Flock Browser olduğunu siz değerli dostlarıma coşkuyla müjdeliyorum: “Flock Browser kullanın!”
  • Ek olarak; Yaşasın Google Chrome ve onun sempatizanları. Safari de fena değildir aslında yav. Yoksa Netscape mi kurs…Konqueror? Avant da olabilir.

Aslında internete browser kullanmadan girmek istiyorum.

yazan ozgur | kategori Genel, Teknoloji | Yorum Yok »

Yazılımcıyım yada değilim ama ilgilenirim diyenler için Quick referance Guide

Temmuz28

html5-cheat-sheet
css3-cheat-sheet

Gerçi Drupal çıktı mertlik bozuldu ama :P   çok işinize yarayabilir.

sevgiler

yazan pinar | kategori Teknoloji | 2 Yorum »

Bir Hadise Var

Temmuz26


“Ne zaman Zbam Caddesi üzerindeki Lübirya Parfümeri’nin önünden geçsem, cep telefonuma gelen bir mesaj, önünden geçtiğim parfümerinin yaptığı muhteşem indirimden bahsediyor. Allah allah, tuhaf!”
– Susan Stone, 21, California

Tomka. Yani kısaca Radyo Frekans ile Tanımlama. O da olmadı Radio Frequency Identification. Zulank da diyebiliriz. Hepimiz akıllı insanlarız.

Bunu ilkokul öğretmenim anlatmıştı, sene valla yalan olmasın ya 1963 ya 1977. Ortaokula gidiyorum o sıra. Allahın her günü lisede “sen ilkokula gideceksin evladım!” azarımı işitip gönül rahatlığıyla kendi okuluma varıyorum. Okulun önünde her sabah bizi karşılayan bir fil var. Adı Tumu, ben koydum. Okul saatleri içerisinde onu görüyor, tenefüslerde kafasına fıstık filan atıyor, fakat akşam oldu mu evlerimize dağılıp sevgili Fuku’dan ayrılmak durumunda kalıyoruz; haliyle aklımız hep onda. Biz yokken ne iyiyor ne içiyor, bir derdi var mı, acaba gece nerede yatıyor, ayakta mı uyuyor?

Derken bir iş eğitimi dersinde benim aklıma muhteşem bir icat geliyor. Zaten o yıllarda en büyük hobim icat yapmak. Buna göre, yeni icadımın adı şu: Yeni İcadım. Yeni İcadım; çip mantığıyla* çalışan, ufak bir etiket. Çalışmalarım, fil’imin hortumuna yapıştıracağım etiketin üzerinde kayıtlı verilere radyo frekanslarıyla ulaşmak ve bilgisayarımdan onu izleyebilmek! İkinci derse çıkmak üzere tenefüse giriyorum.

Teneffüsten çıkıp, biraz dinlenmek adına derse giriyorum ki bir de ne göreyim: Sıramın üzerindeki köpeğin ağzında sallanan bir kağıt, kağıdın üzerinde kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce yazılmış bir not;

RFID, temel olarak bir etiket ve okuyucudan meydana gelir, zubah! RFID etiketleri Elektronik Ürün Kodu (EPC) gibi nesne bilgilerini almak, saklamak ve göndermek için programlanabilirler zuvur. Ürün üzerine yerleştirilen etiketlerin okuyucu tarafından okunmasıyla tedarik zinciri yönetimi ile ilgili bilgiler otomatik olarak kaydedilebilir veya değiştirilebilir pan kerasin minival imeten borussia mönşingladbah.”

Hnmm, sanırım köpek bana bir şey anlatmaya çalışıyor. Bu verileri, ders içinde bir yandan gazozumu yudumlayıp diğer yandan simidimi yerken geliştirdiğim icadımda kullanıyorum. O sırada aklıma, daha da fazla fikir geliyor:

-RFID etiketi, radyo frekansı ile yapılan sorguları almaya ve cevaplamaya olanak tanıyan bir silikon yonga, anten ve kaplamadan meydana gelsin. Yonga, etiketin üzerinde bulunduğu nesne ile ilgili bilgileri saklasın. Anten, radyo frekansı kullanarak nesne bilgilerini okuyucuya iletsin. Kaplama ise etiketin bir nesne üzerine yerleştirilebilmesi için yonga ve anteni çevrelesin!

Gerekli hazırlıkları yapıp, etiketi son haline getiriyorum. Tabii dalga yayıcı dalgayı da az önce yapmışım. Şimdi neredeyse icadımı deneme zamanı.

Ürettiğim 2 etiketten 1′ini, çıkardığım ayakkabı tekimin üzerine yapıştırıyor ve ayakkabıyı gözlerimi kapatarak sınıfın içerisinde havaya sallıyorum. “Gerçek hayatta ctrl+f ihtiyacı” olarak da adlandırılan eylemi neredeyse sonlandırdım sonlandıracağım.

Bilgisayarımın başına oturup, bir güzel ctrl+f’imi çekiyorum. Kroki üzerinde, üzerine etiket yapıştırdığım ayakkabı yanıp yanıp sönüyor ekranda. Görev tamam.

Neys, diyorum, bn bunu insanlara yapıştırıp ve radyo dalgalarını da geniş tutup kötü niyetle kullanmayayım en iyisi, en iyisi diyorum, müşterilerimin aldığı ürünlerin üzerinden etiketi çıkartıyım da; bari, müşterilerimin özel hayatlarını takip edemeyeyim, diyorum. Öyle de iyi bir insanım o yıllarda.

RFID teknolojisini o gün bugündür depoda ürünlerimi kolayca kategorilere ayırmak, aradığım ürüne hızlıca ulaşabilmek gibi yararlı ve boş işlerde kullanıyorum.

Filimin sonunda elimin altında olabilecek olmasına inanılmaz seviniyorum yalnızca, teşekkür ediyorum.

rfid-ear-tag

*Çipte mantık aranmaz.

yazan ozgur | kategori Teknoloji | 1 Yorum »

SPAM’le mücadelede Mollom desteği

Temmuz22
Mollom SPAM'e karşı

Mollom SPAM'e karşı

Dries Buytaert tarafından geliştirilen Mollom‘u, blogumuzu SPAM yorum ve mesajlarla fake kullanıcılardan korumak için kullanmaya başladık. C2A SPAM’le Mücadele Şube Müdürlüğü olarak kıvanç duyuyoruz.

Pek yakında başka teknolojilerle blogumuz üzerinden bir uzay istasyonu yönetebilir hale geleceğiz.

Galaksi galaksi olalı böyle ajans görmedi be!

yazan C2A | kategori Teknoloji | Yorum Yok »

Proje yönetiminde basecamp entegrasyonu

Temmuz16

Basecamp

C2A olarak bundan böyle proje yönetiminde Basecamp‘i kullanmaya başlıyoruz.

Hem kendi içimizde, hem de birlikte çalıştığımız kurumlarla birlikte yürüttüğümüz projelerin durumlarını izlemek, gerekli müdahaleleri zamanında gerçekleştirmek ve karar alma süreçlerini kısaltmak zorunluluğu bizi nitelikli bir proje yönetim çözümü bulmaya yönlendirdi.

Yaptığımız araştırmaların sonunda, Basecamp’i kullanmakta karar kıldık.

Birlikte değer ürettiğimiz herkes için uğurlu olsun:)

yazan C2A | kategori Teknoloji | Yorum Yok »